Ben İstanbul’da doğdum. Hayatımın ilk “pusulası” evin içinden geldi: Babam Kıbrıs Barış Harekâtı gazisiydi. Onun duruşu bana çok erken bir şeyi öğretti: insanı ayakta tutan şey sadece güç değil; anlam, sorumluluk ve birlik duygusu.
Annem bir bankada muhasebeci olarak çalışıyordu ve babamında işleri yoğundu. Haftaiçi her gün itinayla anneanneme taşındım ve şu hayattaki ilk öğretmenim – ilk mentörüm anneannem oldu!
Anneannemden iflah olmaz o umutlu iyimserlik halini ve kısıtlı kaynakla bile nelerin başarılabileceğini öğrendim.
Yaşım ilerledikçe annemle diyaloğum artmaya başladı ve karşımda hayatımda görebileceğim en sıkı, en inatçı, en dayanıklı müzakerecilerden biri olduğunu gördüm: Bugün yıllarımı verdiğim müzakere çalışmaları aslında annemin becerilerine yetişebilmek içindir:)

Önce mühendis ya da doktor olmak için yetiştirildim. Sınıfın o en çalışkan, önde oturan, kısa boylu bilmiş öğrencilerinden oldum. Taa ki lisede BAAL ile tanışana kadar. BAAL’lı olmak demek benim için felsefe ve sanat demek oldu! Burada artık sadece çalışmanın yetmediği, insanın hayatı çoklu boyutlarla anlaması gerektiğini fark ettim!
Üniversite sınavına yaklaşık 2 hafta kala ani bir ölümle babamı kaybettim. Hayatımın en keskin virajı ve en önemli ikinci pusulası burada yine babam vesilesiyle geldi: Tamam mı? Devam mı? Esas olanın yol olduğunu burada anlamaya başladım.
Sınav sonrasında tesadüfen tanıştığım bir rehber öğretmenden gelen o yönlendirme ile Galatasaray Üniversitesi İşletme Bölümü’ne yerleştim. GSÜ bana bir üniversiteden çok daha fazlasını verdi…
İlk yazılarımı burada yazmaya başladım, ilk röportajlarımı burada yaptım. Sivil toplumla tanışmam ve gönüllü eğitmenlik yolculuğumun başlaması yine GSÜ‘de öğrenciyken oldu.



2006 yılında TEGV ile tanıştım ve aslında kendi içimdeki gölgeyle barışmak, onu aydınlatıp özgürleştirmek için çıktığım yolda yaralarımızda da, umutlarımızda da ortaklaştığımızı gördüm. Sanat atölyesi ve çocuklar bana yeniden hayal kurmayı ve umudu hatırlatırken, benim gibi farklı hikayelerden gelen gönüllü arkadaşlarım kesinlikle birlikte çok daha güçlü ve iyi olabileceğimizi gösterdi.
İşte tam da bu yüzden öğrenmenin anlamı benim için gönüllülükle beraber sonsuza dek değişti! Öğrenmeyi, tek seferlik bir etkinlik değil, insanın kendini ve dünyayı yeniden ve yeniden duyarak tanımlandığı bir yol hali olarak gördüm. Kolektif iyiliği ve umudu besleyen, bir iyileşme ve özgürleşme yolculuğu…
Galatasaray Üniversitesi’nde İşletme Bölümü‘nden gönüllülük ve kendini gerçekleştirme arasındaki ilişkiyi analiz eden tez çalışmamla mezun oldum. Ardından İstanbul Üniversitesi’nde Örgütsel Davranış alanında yüksek lisansımı tamamladım. Bu akademik zemin, bana “insan”ı sistemlerin içinde ”insanca” okumayı öğretti: davranışı, motivasyonu, kültürü, ilişkileri… Yani gerçek dönüşümün nereden başladığını!
İstanbul Üniversitesi bana ayrıca korist-solist olma deneyimini yaşattı ve canım koro şefim, baba yarımla burada tanıştım. 15 senedir şarkılarımız hep birlikte söyleniyor!




Yüksek Lisans sürecimde gönüllü çalışmalarım devam etti. Yol boyunca çatışma yönetimine dair eğitimler, akran arabuluculuğu ve barış eğitimi gibi alanlara yöneldim. Yüksek Lisans Tezim Çatışma yönetimi ve Duygusal Emek alanlarında çalışma ve derinleşme fırsatı verdi. Tezimi bu iki kavramın birbiriyle ilişkisi üzerine kurguladım ve tamamladım.
Sonra 2015 yılında yine bir eğitim anında oyun arkadaşımı; eşimi buldum ve hayatımda yeni bir dönem başladı. Eşimin de motivasyonu ve desteğiyle yıllarca hayalimde olan ancak yaratıcı drama eğitimlerinden öteye taşıyamadığım tiyatro ve oyunculuk eğitimlerine başladım; pardon beraber başladık:) Hem kamera önü oyunculuğu, hem metinli tiyatro hem de doğaçlama tiyatro üzerine 2 yıldır eğitimler alıyor ve şu anda da uzun biçim doğaçlama üzerine çalışıyorum.
Yaklaşık 15 senedir kurumların içinde ve yanında, öğrenme ekosistemleri kuruyorum. Bazen sıfırdan akademi kurulumu yapıyor, bazen ise var olan yapıların kurum kültürü ve ihtiyaçlarına uygun hale gelmesi için modeller ve deneyimler tasarlıyorum. Son 6 senedir ise kurumsal deneyimine ek olarak, Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi ve GSU İşletme Bölümü’nde öğrencilerle temel sosyal becerilere ve kariyere dair dersler yapıyorum.


Ne yaparsam yapayım mutfağımda o kurumun ve çalışanlarının kültürü, değerleri, güçlü yönleri, motivasyonları, hayalleri, yorgunlukları ve gölgeleri oluyor.
Doğaçlamanın kabüle ve iş birliğine dayalı metodu, müziğin iyileştirici ve çok sesli tarafıyla birleşiyor; öğrenmenin derin ve uzun yolculuğunda yolun en değerli eşlikçileri oluyor.





Kısacası pusulam hep görünmeyeni görünür, duyulmayanı duyulur kılacak; özgürleştirecek deneyimleri gösteriyor.
Çünkü biliyorum:
Öğrenme ve pozitif dönüşüm, güvenli gelen alışkanlıklardan değil; cesaretle düşülen yollar ve deneyimlenen beklenmeyen yolculuklarda saklıdır.
Keyif, keşif ve ilhamla!
Gözde Sodacı Karataş